Mona Roza - yarım asırlık şiirin hikayesi nedir?

Mona Roza - yarım asırlık şiirin hikayesi nedir?

MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar


Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...


Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi


Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar


Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların


Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona


Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları


Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni


Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza


Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı


Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak


Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten


Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller


Sezai Karakoç


[quote=sairane]MONA ROSA ŞİİR'NİN HİKAYESİ

MONA ROSA

Belki de mahşeri kalabalığa okunan bu şiirin hangi hislerle yazıldığını tahmin bile edemezsiniz? Bilinen gerçekleri arda, arda sıralamak sizleri aydınlatabilir. Dilenirse şairimiz hakkında kısaca bilgi vererek konuya girmek istiyorum.
Şöyle ki; şiirimizin yazarı Sezai Karakoç ilk, ortaokulu ve liseyi Diyarbakır, Gaziantep, K.Maraş’ta tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal bilimler fakültesini kazanır. Ve gider, gider ama başına geleceklerden veya başına getireceği olaylardan habersizdir.
Neden sonra başlar okula dersler devam ederken şairimim gönlünü kaptırır bir muhacir kızına ve işte bütün mesele başlar, başlar ki ne başlar. Sonu olmayan bir başlangıçtır. Kısa bir süreden sonra dayanamaz ve kendini o kıza açmaya karar verir. Uzun bir tasavvurdan sonra İstediği gibi yapar ve gönlünde biriktirdiği aşkı artık kaldıramaz olmuştur.teklifine ret cevabı alma riski yüksek olduğu halde bırakır kendini uçsuz bir ummana.istediği cevabı alamamıştır,bu samimi Anadolu çocuğu kırılmıştır işte o an. Lakin bu kırgınlık uzun sürmez (çünkü uzunu daha başlamamıştır.) azimle tekrar deneyecektir.lakin istediği gibi hiç olmayacaktır.Ve bu hep böyle sürer gider. Ta ki gelir ,gelir ve bir yerde tıkanır işte bu tıkandığı yer 4. sınıf olur.ama o samimi delikanlı hiç pes etmemiştir.tam dört yıl hep istemiştir onu ,kendinden. Ama istediği hiç olmamıştır.belkide bir gün olacaktır.! Artık okul bitmek üzeredir.tam dört yıl geçmiştir .Geçmiştir ,ya delmişte geçmiştir kimi sineleri.
Mezuniyet merasimi düzenlenmektedir Ankara üniversitesinde öğrenciler 4 yılın yorgunluğunu ,bitirmenin sevinciyle bu merasimde birleştirecektir.lakin birleştiremeyenlerde vardır o mahşeri kalabalıkta onlar gerçekle yapışmış yüreklerini koyacaklardır ortaya. İşte burada Sezai Karakoç onların hepsine tercüman olacaktır o mükemmel ve emsalsiz sevgisiyle .
Bu program da Sezai Karakoç yazdığı şiiriyle yerini almıştır.ve de işte o beklenen an gelir çatar. O yılların gerçekleri bir şamar gibi patlar ortada ve sesi yankılanır Ankara sokaklarında.
Sezai Karakoç anons edilir. Yazdığı şiiri okumak üzere. Ankara siyasalın önü ana baba günü gibidir herkes ordadır bütün hocalar öğrenciler ve hatta misafirler lebalep dolup taşmıştır.merasim alanı.Sezai Karakoç şöyle bir kalabalığa bakar o buğulu gözlerle ,gönlünde yer alamadığı insanı aramaktadır mahşeri kalabalık içinde ve şiirini okumaya başlar.

Mona roza siyah güler ak güller
Geyve’nin gülleri beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah senin yüzünden kana batacak
Mona roza siyah güller ak güller …

Şiir bitene kadar kalabalıktan hiç ses gelmez olur, ta ki son kıtayı okuyana dek ve kalabalıkta müthiş bir uğultu patlar. Herkes bir birine bir şeyler sormaktadır ama sadece bilinen bir gerçek var ki herkes bu şiirden çok etkilenmiştir hele biri var ki gönlünde fırtınalar kopmuştur tam dört yıl sonra geçte olsa anlamıştır ve işte o uğultunun arasından bir kız öğrenci sıyrılır kürsüye yaklaşır dört yılı harabeden ve sonrasını da edecek olan kişidir O,O MUAZZEZ AKKAYA’ dır.Ağlayarak ve yalvarmalı bir sesiyle
-
ben seni kabul ediyorum der.
Ama çok geçtir artık çünkü bu samimi genciz bu ağır aşka dayanacak takati kalmamıştır kürsüye dönerek -şimdi de ben kabul etmiyorum der
ne derece yürekten gelerek söylediği tartışılır ama beklide bir intikamdır ,beklide ilk defa gururu aşkının önüne geçmiştir delikanlının Ve bir daha Muazzez Akaya’yı hiç kimse görmemiştir çünkü o ret cevabının ardında intihar etmiştir. Doğruyu geç bulup erken kaybetmek buna denir galiba
Şimdi Sezai karakoç 65-70 yaşlarında ve hiç evlenmemiş hiç gönlüdeki o muazzam yere dokunmamıştır.size şimdi bir sır veriyorum Mona Rosa şiirinin kıtalarının ilk harfleri onun ismini veriyor.

Bu şiir hakkında başka ididialarda var.. onları zamanla yazıcam... aslında şiirin hikayesi tam bir muamma..hangisi ne kadar dogru bilemiyoruz.. Züleyha...[/quote]
04 Kas 2007 18:31

21 cevap

0
[quote=fisherman06][quote=sairane]MONA ROSA ŞİİR'NİN HİKAYESİ

Ve bir daha Muazzez Akaya’yı hiç kimse görmemiştir çünkü o ret cevabının ardında intihar etmiştir.
Şimdi Sezai karakoç 65-70 yaşlarında ve hiç evlenmemiş hiç gönlüdeki o muazzam yere dokunmamıştır.size şimdi bir sır veriyorum Mona Rosa şiirinin kıtalarının ilk harfleri onun ismini veriyor.

Bu şiir hakkında başka ididialarda var.. onları zamanla yazıcam... aslında şiirin hikayesi tam bir muamma..hangisi ne kadar dogru bilemiyoruz.. Züleyha...[/quote]

evet şiirin hikayesi tam bir muamma.
muazzez akkayanın amerikada yaşadıgına dair bir iddiada ortaya atılmıştı. ahmet hakan bir yazısında yer vermişti.
yaşadıgına dair rivayetler vardır.
.

muazzez akkaya intiharda etmiş olabilir. çünki " pişmanlık ve çileler" şiirinde ölüme vurgu yapılıyor. belkide sezai'nin nazarında ölmüştür.

internette bu şiir hakkında yaklaşık 10 farklı hikaye dolanıyor
yani söyleyecegim oki bu hikayeler arasında çok fazla çelişki var.

gerçegi bilen bir kaç kişi vardır.
bunlardan 1. si sezai karakoçtur. ve bu konuda hiç konuşmamıştır.
kimsede sormaya cesaret edememktedir.

geçen yıl en iyi düşünce adamı ödülü almıştı.

yarım asırlık bir şiir bu ve hikayesini tam olarak bilen yok.

bence yeni bir başlık açmaya değecek bir konu ;)[/quote]
04 Kas 2007 18:52
0
eee sonuc :D
04 Kas 2007 18:51
0
[quote=sepultura]eee sonuc :D[/quote]

[b][u]odun 8) [/u][/b]
04 Kas 2007 19:14
0
birader dünkü üye değilsin, sen de böyle hatalar yapacaksan yeni gelenlere nasıl höt diyebilcez

bayağı bayağı şiir işte
git şiir köşesine yaz
merak eden zaten takip ediyor o köşeyi
hem sezaiye kimse cesaret edip de soramamış falan demişsin
hiç alakası yok ilk gördüğüm yerde sorarım ben arkadaş
sezai mezai tanımam
04 Kas 2007 19:19
0
sepu git işne kardeşim. titre ve kendine gel. ;)

konuyu saptırma. :lol:
04 Kas 2007 19:28
0
uyeleri öldüren moderator vakasını biliyorsun di mi.. bu işin sonunu hayırlı göremiyorum
gel yok yakınken vazgec bu sevdadan :D
04 Kas 2007 19:07
0
ey minel ask sen nelere kadirsin böyle..forumuda kattin birbirine :D :D
04 Kas 2007 19:36
0
[b]bir; mona rosa ispanyolca mı?
iki; muazzez akkaya bir ispanyol dilberi mi?
üç; yoksa bu bi çelişki mi?

biri açıklasın lütfen.. 8) [/b]
05 Kas 2007 15:16
0
...
16 May 2008 16:14
0
çok iyi olur hocam. hem daha fazla fikir sahibi olmuş oluruz.


mona olayıda alıntı olduğu için.
düzeltmeye kalksam birsürü mona var :lol: en iyisi okuyanlar monna diye okusun :lol:
16 May 2008 16:51
0
gercekten de cok muazzam bir siir1
19 May 2008 20:51
0
aslında şiirin altında anlam çok fazla yaşantılardan eksiklikler taşısada paylaşmıs Üstat Sezai şiirin yazılışının bir kısmı doğrudur bir kısmı muamma muamma tarafı sadece kendisine ait olarak gitmiştir. Bilinense sadece yazılı olan taraf.
19 May 2008 20:08
0
ustaca bir yorumla dinlesek konuşmasak daha fazla..dinlesek ve hem de dinlensek..e hadi bakalım...:

http://www.trtube.com/izle.php?v=otafklluqp
13 Tem 2008 03:07
0
neden bu kadar üstünde durulmuş anlamadım hayatımda sevdiğim tek şiir bu ve kimsenin de laf etmesini istemem
16 Tem 2008 00:31
0
[quote=buseşuura]neden bu kadar üstünde durulmuş anlamadım hayatımda sevdiğim tek şiir bu ve kimsenin de laf etmesini istemem[/quote]


otorite heralde... :?
17 Tem 2008 19:47
0
Tasavvufi ve Modern şiirin en başarılı sentezlerinin örneklerini sergilemiş büyük şair Sezai Karakoçun bu şiirine "bayağı bayağı bir şiir" demek ne denli doğru tartışılır. Anlamıyorsak susmalı. Rosa latince gül demektir. Divan edebiyatında ve geleneksel türk edebiyatında pek çok yerde kullanılcan "gül" imgesi, Sezaii karakoçun da çok sevdiği bir çıkış noktasıdır. Ve gülü hakettiği şekilde kullanmıştır.


Daha detaylı ve içerikli bilgi için

[url]http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10473273[/url]

Şair Hala yaşamaktadır.



zeki şarimizin zekai şeklinde telaffüz ettğim isimini doğru şekli ile düzelttim. kendisinden özür dilerim =)
23 Tem 2008 19:00
0
[quote=alijunzade]Tasavvufi ve Modern şiirin en başarılı sentezlerinin örneklerini sergilemiş büyük şair Zekai Karakoçun bu şiirine "bayağı bayağı bir şiir" demek ne denli doğru tartışılır. Anlamıyorsak susmalı. Rosa latince gül demektir. Divan edebiyatında ve geleneksel türk edebiyatında pek çok yerde kullanılcan "gül" imgesi, zekai karakoçun da çok sevdiği bir çıkış noktasıdır. Ve gülü hakettiği şekilde kullanmıştır.


Daha detaylı ve içerikli bilgi için

[url]http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10473273[/url]

Şair Hala yaşamaktadır.[/quote]



açıklama için takdir ve teşekkür ederizz..yalnız zekai'leri sezai olarak değiştirsek daha iyi olur adamın özel ismine saygu mahiyetinden... ;)
25 Tem 2008 18:30
0
Sezai Karakoç'u üniversitede keşfettim. geç ve güç oldu, ama değdi yorgunluğuma..
25 Tem 2008 20:29
0
Bu şiiri babam okumuştu bana ...hikayesinide anlattı çok güzel ya!
26 Tem 2008 00:26
0
ehueheuhe .


hataya bak!

kızmışım hafif o kızgınlıktan daha beter kızılcak şey yapmışım. özür dilerim kendisinden =)
27 Tem 2008 13:59
0
Ve Mona Rosa Efsanesi Tamamlandı

Muazzez Akkaya’yı buldum

ŞAİR Sezai Karakoç’un meşhur "Mona Rosa" şiirinde, Türk edebiyatının en mahrem akrostişi gizlidir.
Şiirin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde "Muazzez Akkayam" çıkar.

Karakoç, 1950’de Mülkiye’de öğrenciyken yazmıştır bu şiiri.
Ancak 2002 yılına kadar hiç yayınlamamıştır.

Buna karşın tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir.

60’larda daktiloyla, 70’lerde teksirle, 80’lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır.

Bu efsane şiir, bir aşk acısının yürek burkan sesidir.
Şöyle başlar:

"Mona Rosa siyah güller ak güller / Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah senin yüzünden kana batacak / Mona Rosa siyah güller ak güller."

* * *

Ketumluğu, vakarı, onuruna düşkünlüğü, içe kapanıklığı, aşırı kırılganlığı ve küskün bir çiçek oluşuyla tanınan Sezai Karakoç’un, tam 50 yıl Muazzez Akkaya hakkında tek bir kelime etmesi tabii ki beklenemezdi.

Herhangi bir babayiğidin de Muazzez Akkaya konusunu Sezai Karakoç’a sormaya cüret etmesi de düşünülemezdi.

Bundan dolayı Muazzez Akkaya, Türk edebiyatının bir büyük gizi olarak kaldı. Giz devam ettikçe de, efsane üretmeye meyilli tipler girdi devreye.

Neler neler anlatılmadı ki... En meşhur hikáye şudur:

Güya Sezai Karakoç, Mülkiye’de okuyan Muazzez Akkaya’ya aşkını itiraf etmiş ama karşılık bulamamış, bunun üzerine "Mona Rosa" şiirini yazmış, şiiri okuyan Muazzez Akkaya intihar etmiş.
Bu rivayet, "Sezai Karakoç da bu nedenle hiç evlenmemeyi tercih etmiş" diye bitiyor.

* * *
Dikkat! Dikkat!

Edebiyatımızın büyük sırrı çözüldü. Nasıl mı?
Anlatayım:

Bundan bir süre önce bir yazımda Sezai Karakoç’un "Mona Rosa" şiirine ve Muazzez Akkaya’ya şöyle bir değinmiştim.
O yazının yayınlanmasının ardından New York’tan bir e-posta aldım.

Şunlar yazılıydı e-postada...

"Selam Ahmet Bey... Ben New York’ta doktorluk yapıyorum. Muazzez Akkaya’nın kızıyım. Yazınız ailecek çok hoşumuza gitti. Annemin adını yazınızda geçirdiğiniz için çok teşekkürler. Ayşe."

Okuyunca "Vay be" diye haykırdım. Muazzez Akkaya’nın izini bulmuştum.
Hemen bir yanıt yazdım: "Lütfen anneniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?"

Yanıt şöyleydi:

"Annem Mülkiye’de okumuş. Öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. Grace Kelly tipinde. Pingpong şampiyonu olmuş okulda. Bugün anneme Sezai Karakoç’un aşkını ve şiirini sordum. Annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. Ama şunu anımsıyor: Paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! Babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. Annem Hazine avukatlığından emekli oldu. Maliye Bakanlığı’nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. Maalesef geçen hafta babamı kaybettik."

* * *

Muazzez Hanım’ın Mülkiye’de okurken "pingpong şampiyonu" olduğunu öğrenince...
Hemen aklıma Sezai Karakoç’un "Ping-Pong Masası" adlı başka bir şiiri geldi.
Şiiri bulup okudum...
Şu dizelere dikkat kesildim:

"Ha Sezai ha ping-pong masası / Ha ping-pong masası ha boş tüfek / Bir el işareti eyvallah ve tak tak / Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi / Ne kadar güzel ne kadar sıcak / Tak tak tak tak tak."

Gözümün önüne şöyle bir görüntü geldi:
Ezik ama onurlu Ergani çocuğu Sezai, uzak bir köşeden Muazzez’in pingpong oynamasını izlemektedir. Muazzez topa şımarık bir edayla vurdukça "Ha Sezai ha ping-pong masası" diye içlenmektedir.

Ne dokunaklı değil mi?

* * *

Hadi girin internete ve bu çok eski devirlere aitmiş gibi gözüken dokunaklı aşka nüfuz etmek için "Mona Rosa" şiirini bulup okuyun.

50 yıllık büyük gizin aydınlanmasının hatırına...

Bir parça kederlenip aşka olan imanınızı tazeleyin.

Okuyun ve içinizi ısıtın:

"Yağmurlardan sonra büyürmüş başak / Meyveler sabırla olgunlaşırmış / Bir gün gözlerimin ta içine bak / Anlarsın ölüler niçin yaşarmış / Yağmurlardan sonra büyürmüş başak."


Ahmet Hakan
Hürriyet 12 Kasım 2006
01 Ağu 2008 19:50
Giriş yapmamışsınız, lütfen giriş yapınız.